Cumartesi, Mayıs 25, 2024

Hakikat Namına

Hakikat Namına Birtakım Mühim Meseleler

DenemeKöşe Yazıları

Sosyal Medya ve İletişim Teknolojileri

İletişim teknolojileri günden güne şekillenmekte ve gelişmektedir. Tabii bunun insanlar üzerinde çok büyük etkileri olmaktadır. İnsanoğluna hizmet etmek için üretilen alet ve geliştirilen teknik insanoğlunu kendine hizmet ettirir hale gelmiştir. Adına teknoloji denen bir olgu insanoğlunun gözünü tamamıyla bürümüştür. Bunun suçlusu tabiidir ki teknoloji değildir, onun kullanım şeklidir. Sanayi devriminden sonra dünya yeniden şekillendi. İnsanların zihinleri tekniği bir hizmet aracı olmaktan çıkardı bir emperyalizm aracı bir güç aracı olarak görmeye başladı. İşte bu algı, asıl amacı, araca terk etmemize sebep oldu.

 

Demek istediğim, bize kolaylıklar sunmak bizi daha gelişkin bir insan haline getirmek için bir araç olarak ortaya çıkan teknik ya da teknoloji adına her ne dersek diyelim, araç olmaktan çıkmış ve bir amaç haline gelmiştir. Çünkü Batı geliştirdiği ilk teknik adımlarının onu dünya üzerinde nasıl bir güç sahibi kıldığını görmüş ve evrilen iki yüz senelik süreçten sonra kendi kültürünü ve bakış açısını tüm dünyaya hakim kılmayı başarmıştır. Sürecin başlarında oluşan bu algı gazeteleri bir propaganda aracı olarak kullandırtmış sonrasında radyo ve televizyonu aynı amaçla kullandırtmıştır. Bugün bizlerin sosyallik adına kullandığı internet, televizyon, telefon vs adına iletişim aracı dediğimiz her şey alet olması itibariyle masumdur ama ona yüklenen anlam ve amaç itibariyle göründüğü kadar masum değildir. Çünkü tüm bu medya araçları bizim insanlarla bağ kurmamızı veya onlarla fikir alışverişi yapmamızı falan sağlamıyor. Bu belki bir çocuk masalı olabilir ancak gerçek olması mümkün değil. Çünkü insan bir yere ait olmak ve güçlü olmak ister bundan dolayı insan sahip olduğu görüşe, anlayışa ve fikre yakın olan kanalları izliyor, sosyal medya hesaplarını takip ediyor. Ve kafasına adeta bir fanus geçiriyor. Kendisindeki tüm fikirler o fanustan geriye sekip aynen kendisine geri geliyor. Üstelik bununla kalmıyor birey kendine has fikirleri toplumsal ön kabuller nedeniyle şekilleniyor ve özgünlüğünü yitiriyor. Kısa ve kaba tabiriyle fabrika çıkışlı bir algıya ve fikre sahip oluyor. Denebilir ki “ama bu mecralarda karşıt görüşleri de takip edilebiliyor”. Peki bu karşıt görüş kanallarını veya takip ettiğimiz karşıt görüşlü hesapları gerçekten onları anlamak ve iletişim kurmak için mi takip ediyoruz? Yoksa saldırmak veya o görüşlere karşı tezimizi savunacak cevaplar üretmek için mi?

 

İşte teknik anlayışının bizi getirdiği nokta. Teknik insanoğlunu yüceltmek amacıyla kullanılmalıydı ama tam aksi oldu insan tekniği yüceltti ve onun karşısında aşağılık bir konumda kaldı. İnsan önce Tanrının koltuğuna kendisi oturdu ve her şeyi, tüm tabiatı kendine kul olarak gördü inanılmaz bir tahakküm kurdu ve tüm tabiatı hunharca kullandı. Sonra o koltuktan insanı indirdi ve oraya tekniği oturttu ve o teknik tüm insanlığı ve tabiatı kendine kul etti. İşte geldiğimiz nokta burasıdır. Bugün dünyaya ilişkin tüm algımız bizim ürettiğimiz makine ve bilim üzerinden şekilleniyor. Bir fikir beyan edildiğinde onun bilime uygun olması bekleniyor, akla uygun olması yeterli değil.

 

İşte bu modern putlardan iletişimde nasibini aldı. İletişim adına üretildiği söylenen ve sosyalleşmeyi kolaylaştırdığı söylenen tüm teknik bu algı yüzünden insanları tek düze bir robot haline getirdi adeta. Kişisellik, bireysellik, vicdani değerler, ahlak, kültür hepsi ortadan kalktı. Doğu kültürü ve Batı kültürü üzerine binlerce kitap ve makale yazılmıştır. Bugün Doğu ve Batı’nın arasında kültürel farkı görmek ne kadar mümkündür? Gelişen tüm bu iletişim teknolojileri bizi özgürleştirmek yerine kısıtlamış bize yeni kurallar ve kaygılar getirmiştir. Bunlara örnek vermek gerekirse; bir fikir paylaşımı yapacağımızda o fikrin önce toplumda nasıl değerlendirileceğini düşünürüz sonra gelecek tepkilerden korkarız ve ifadenin şiddetini azaltırız veya destek göreceğini bildiğimiz bir şey ise düşündüğümüz ve inandığımızdan daha güçlü ifade ederiz. İşte tüm bu toplumsal kaygı ve kurallar bizim fikrimizi bir suya sokup toplumsal değerlerle yıkadıktan sonra dışarıya çıkarıyor. O sudan çıkan fikir artık bize ait değil, artık özgün değil, yapay. O artık bir bireyin ürünü değil, bir toplumun ürünü.

 

İletişim teknolojilerinin başka bir yanı insanın artık insana bir ihtiyacı olmaması. O zaten elindeki telefonla zaten yalnız değil. Aksine bir kişiyle iki kişiyle buluşup sohbet edeceğine milyonlarla bağlantı kurabiliyor. Daha doğrusu öyle sanıyor fakat o milyonların içerisindeki her bir birey milyarların içerisinde bile yalnız olanlar. Çünkü birey olarak kendilerini tanıma yetileri gelişmedi. Kendilerinden önce çağı ve toplumu tanıdılar ona göre şekillendiler. Tüm sorularının cevaplarını çağa ve topluma göre aldılar kimliklerini onlara göre inşa ettiler.

 

Kendi fikrim dediklerimiz aslında ne kadar kendi fikrimiz? Cevaplaması zor bir soru. Bireylerin tepkileri yok artık, kitlelerin tepkileri, “otomatize” tepkiler var. Bir iddia ortaya atıldığında daha atılmadan toplumdan alınacak tepki hesaplanabiliyor artık. Zaten amaçta buydu değil mi? Nasıl bir geri dönüş olacağını bildiğin bir toplumu yönlendirmek ve kullanmak çok daha kolay olur. Tek düze bir insan modeli olmalıydı; hür olduğunu sanan, özgün ve farklı olduğunu düşünen, kendini beğenmek ve kabullenmek için psikolojik desteğe ve ilaçlara ihtiyaç duyan bir insan.

Hani Goethe diyor ya “Kimse özgür olduğunu sanan köleler kadar ümitsizce köleleştirilmemiştir.” İşte aynen öyle.

Abdullah Kar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir