Cumartesi, Mayıs 25, 2024

Hakikat Namına

Hakikat Namına Birtakım Mühim Meseleler

DenemeKöşe Yazıları

Küresel Kültür

Küresel kitle kültürü en temelde, tüm küre üzerindeki kitleye yani tüm insanlığa hakim olan kültür demektir. Biraz daha açarsak ulusların, dinlerin, coğrafyaların şekillendirdiği ve farklı kültürlerin bir arada yaşadığı bir dünyadan, tüm küre üzerindeki değerleri silip orada yeni ve tek bir kültür inşa etmeye dayalı bir anlayıştır. Küre üzerindeki farklı kimlik ve bireylerin izlerini silip homojen bir dünya kitlesi oluşturmak amaçlanır. İçsellikten uzak köksüz bir kültür, yaşadığı coğrafya din ve milletin ona kazandırdığı yüzyıllık esaslardan uzakta yavan ve yapay bir kültür. Her şeye savaş açan, her eskiye her köklüye, her özgün olana savaş açan bir anlayış. Ona göre tekil, özgün ve farklı olan, maddesel olmayan her değer ortadan kalkmalıdır. Zenginlerin ve güçlülerin diğerleri üzerindeki kontrolünü, gözetimini ve baskısını amaçlayan bir anlayış. Ya da çok daha basit bir tabirle bir tasma üretimi diyorum ben buna. İnsanoğlunun boğazına takılmak istenen bir tasma.

Küresel Tasma

Burada denebilir ki o halde insanların var olan kökensel kültürleri de tasmadır. Hayır değildir, çünkü insanoğlu o kültürlerin her bir ayrıntısını bizatihi yaşayarak, deneyimleyerek kendisi oluşturmuştur o kültürler toplumlarda çok derin izler taşır. Küresel kültür ise yapaydır, tecrübeye dayanmaz, arzulara dayanır. Çünkü tüm dünya üzerindeki insanlarda müşterek olan tek şey fıtrattır. O halde bu kültür fıtrata, arzulara hitap etmek zorundadır.  Hedonizmdir bu; hız, haz ve ayartının oluşturduğu bir kültürdür. Çünkü dayanacak başka bir kökeni yoktur dünya Batı’nın kendine has kültürünü hiçbir zaman uzun süreli benimsememiş bir süre sonra yırtıp atmıştır ama şayet bu kültür haz üzerine kuruluysa modern insan haz karşısında kültürel değerlerini yırtıp atabilecektir. Bu kültür hayatımızın tam ortasındadır ve bundan sıyrılmak çok güç hatta tam anlamıyla sıyrılabilmek imkansızdır. Yeme alışkanlıklarımızı, fiziksel yapımızı, giyinişimizi kısaca hayatımızın her alanını şekillendirmeyi amaçlar. Kökleri sağlam olan bir ağaç nasıl ki fırtınaya kopmadan uzun süre dayanabilir aynen öyle de kendi asırlık geçmiş benliği ve kültürüne sıkı bağlanmış birey ve toplumlar küresellikten kısmen daha arınmış şekilde kalabilmişlerdir. Ama dediğimiz gibi hazza hitap eden her şey her insanda ortak bir alıcı içerir. İşte tam hazzın en önde olduğu yerlerde küresel kültür kendini gösteriyor örneğin yeme alışkanlıklarımızda. İnsanın fıtratına baktığımızda nefes almak yaşamak için, para kazanmak hayatı sürdürebilmek için, uyku yarınki hayat mücadelesi için, su içmek ve yemek yemekte keza çok fıtri doğal bir eylem olan hayatı sürdürebilmek için. En azından hür bir akıl için öyle.

Yeme Alışkanlıkları

Ama küresel kültürün hazzı putlaştırdığı bir çağda yemek yemek ya hızlı olmalı ya lezzetli olmalı ya da “toplumdaki beni” yüceltecek bir seviyede olmalı. Şunu demek istiyorum bir obezite hastası için yemek yemek bir fıtri eylem değildir, bir haz kaynağıdır. Amaç karnın doyması veya hayatın sürdürülmesi değildir. Amaç zihnin adeta bir dopamin(haz) şöleni yaşamasıdır. Bu nedenle yağlı ve şekerli ürünleri haz veren yiyecekleri tercih ederler ve belirli ritüelleri vardır örneğin yemek yerken bir şey izlemek veya köftenin yanında her zaman kola içmek gibi. Veya bir çalışan için yemek yemek bir an önce işine devam etmek için bir anda halledilmesi gereken bir fazlalıktır. Bu nedenle fast foodları tercih ederler. Amacı sadece tüketmektir ne olduğu ve nasıl olduğu önemli değildir. Veya son seçeneğimiz olan ayartı yani toplumda o yeme alışkanlığının onu yücelttiği konum. İnsanların üzerinde yarattığı algı ve kimlik. Zengin olmasa dahi onların yemek yediği yerler ve şekillerde yemek yemek. Onlardan olmasa da onlardanmış gibi görünmek öyle algılanmak istemek.

İşte küresel kültürün üç sacayağı hız, haz ve ayartı. Bunlar üzerine inşa edilen bir kültür, bir kimlik. İnsanlara giydirilen hedonizm gömleği. Empoze edilen şekilcilik yani bir şeyle mana itibariyle değil şekil itibariyle ilgilenmek. Bu şekilcilik en net reklamlarda görülüyor. Lastik reklamında oynatılan çekici kadınlar, bu anlayışın kadını bir satış aracı, bir haz aracına indirgeyecek kadar iğreti, aşağılık bir anlayış olduğunu gösteriyor. Amaç o aracı veya lastiği aldığında kadınlar tarafından senin daha üst bir kimliğe ve yere sahip olacağını sana aşılamak. Yani olayla lastiği almak itibariyle ilgilenmemizi istemiyorlar olayla şekil itibariyle, reklamda bize sunulan algı açısından ilgilenmemiz isteniyor ki satış yükselsin. Lastiğin kalitesi veya sağlamlığı ikinci planda orada bize bir algı sunuluyor hazza dayalı bir algı işte biz o lastiği değil o algıyı satın alıyoruz. Lastik çok uç bir örnek gibi gelebilir o halde tüm bahis sitesi reklamlarında ki kadınları veya saymakla bitmeyecek binlercesini örnekleyebiliriz. İşte kadın özgürlüğü diye bizlere dayatılan algı, işte kadının indirgendiği nokta, işte bize perde önünde gösterilenlerin arka yüzü, işte küresel kültür, işte modernite ve işte hedonizm.

Toplum ve Kültür

Özetle; kültür dediğimiz şey o toplumda doğan yeni bir bireyin zihnini şekillendiren onda ön kabuller oluşturan hayata bakacağı gözlükleri ona veren bir anlayıştır. Şayet bu farklı kültürler yerine tek bir kültür hem öyle bir kültür ki her insanda ortak olan hazza hitap eden bir kültür inşa edilirse o halde her yeni doğan birey, coğrafyaların veya kültürlerin şekillendirdiği değil bizzat bu yapay kültürü inşa edenlerin şekillendirdiği bir zihne sahip olacak. Yani bir tüketici olacak hem de ne tüketeceği bile ona dikte edilen bir tüketici. Yani bir fikir adamı değil bir ezberci olacak hem de ne ezberleyeceği bile kendisine dayatılan bir ezberci. Yani bir talebe değil, öğrenci olacak. Talep edenden, arayandan sadece öğrenene indirgenen hatta ne öğrenmesi gerektiği bile ona dikte edilen bir öğrenci. Çok daha genel bir ifadeyle birey olmayacak toplum olacak. Bireyleri kontrol etmek güçtür hepsinden farklı tepkiler ve ifadeler doğar ama kitlelerin sesi müşterektir bu nedenle yönlendirilmesi daha kolaydır.

Çelişkiler Toplumu

Tüketen, ezberleyen, yok eden, aşağılayan, düşünmeyen, empati kurmayan bir toplum. Hazzı putlaştıran, değerleri yok sayan aşağılayan bir toplum. Geçmişin bugünü, bugünün geleceği inşa ettiğinden habersiz, geçmişi geçmişte bırakan, aşağılayan, silip atan bir toplum. Vicdanını kaybetmiş, kendini akılcı sandığı oranda akıldan yoksun, merhametsiz bir toplum. İnsanı insan yapan her şeyden uzak yavan ve yapay bir toplum.

Abdullah Kar